Nicholas N. Slughorn

Aşağa gitmek

Nicholas N. Slughorn

Mesaj  Nicholas N. Slughorn Bir Salı Eyl. 30, 2008 2:07 pm

Karakterin;

Adı Soyadı: Nicholas Nathaniel Slughorn (Nicholas N. Slughorn)

Doğum Tarihi [Gün/Ay/Yıl]: 26/11/2116

Binası: Slytherin

Kanı: Safkan

Fiziksel Özellikleri: Kahverengi saçlara sahiptir. Bu saçların arasında bazen sarı hareler de olabilir. Genelde saçını aynı tip kestirir. Mavi gözleri gizemli ışıltılarla parlar. Kemerli bir burna sahiptir. Uzun boyludur ve boyuyla orantılı kiloya sahiptir. Bembeyaz bir teni vardır. Atletiktir ve çeviktir. Sürekli spor yapar. Genelde ten rengine uyacak renklerde giyinir. Bu renkler lacivert, mavi, siyah ve bordodur. Jest ve mimiklerini çok iyi kullanır. Bu yüzden ne düşündüğünü anlamak zordur. (Chace Crawford)

Kişisel Özellikleri: Soyunun diğer insanları gibi soğuktur, belki soydan belki de yaradılıştandır bilinmez. Katı inadından onu döndürmek çok güç, hatta imkânsızdır. Oldukça tertipli, düzenlidir- disiplinlidir. Alaycı bir tutum içindedir, bu sadece insanları değil tüm varlıkları kaplayabilir. Olayları alaya alabilir, bunu alaya alırken de oldukça küstah davranabilir. Kurnazlığını köküne kadar kullanır belki de bu kadar iyi bir planlamacı olmasının sebebi de budur. Kendine güveni tamdır. İnsanlara kolay kolay güvenmez. Felsefî akım ve düşüncelerden hoşlanır. Olayları enine boyuna konuşmayı, bu konuda fikir sahibi olanlarla münazara etmeyi sever. Kusurlara tahammül edemez, mükemmeliyetçidir. Bu yüzden en iyi derecelere, en iyi şeylere sahip olmak ister. Güçlü bir insandır, ruhsal bakımdan. Onu kolayca incitemezsiniz. İnsanları zayıf yönlerinden yakalar ve onları avucunun içine alır. Özgürlüğüne düşkündür, bunu engelleyecek bir şey varsa gözünü kırpmadan onu yok eder. Gizemlidir, onu çözmek yılları alabilir. Yenilgilerden nefret eder, bu yüzden her alanda başarılıdır. Düşüncelerini insanlara rahatça kabul ettirebilir, ikna edicidir. Saygı görmekten hoşlanır. Emredilenden çok emreden pozisyonunda yer alır. Hırslıdır, gözünü hırs bürüdüğünde onu engellemek zordur. İstediğini çekip alır, tuttuğunu koparan cinstendir. Risk alabilir, bundan çekinmez. Bencil sayılabilir, daima kendini ön planda tutar. Farklı olmayı sever, monotonluktan ve sıradanlıktan hoşlanmaz. İnsanların düşünceleri zıddınaysa kâle almaz, kendi tarafındaysa önemser. Nate soyundan gelen insanlara değer verir.

Ailesi Hakkında;
Aile Geçmişi: Slughorn ailesi uzun süre önce büyük savaş sırasında Hogwarts'ta profesörlük ve Slytherin'e başkanlık yapan Horace Slughorn'dan sonra tamamen unutulmaya yüz tutmuş olsa da zaman içinde bünyesinden bir ünlü gazeteci bir de ünlü quidditch oyuncusu çıkararak adını hatırlatmayı unutmamıştır. Bu oyuncu henüz birkaç yıl önce emekli olarak anılarını bir kitapta toplamıştır.

Henry Lucius Slughorn ve Dorea Slughorn'un soylarına verdikleri tek hediye Nicholas Nathaniel Slughorn'dur. Babası Henry kurnazlıktan daha ziyade akla önem verir bu yüzden bazı büyüklerinin eleştirilere maruz kalmıştır. Nate'in çalışkanlığı ve keskin zekası burdan gelmiştir. Babası Biyoloji dalıyla ilgilenmektedir. Babası safkan bir İngilizdir, annesi ise safkan bir Rus. Annesi Dorea ülkesi kadar soğuktur ve insanları kadar kurnazdır. Henry'nin eksik yanlarını kapar. Çoğu şeye karşı umursamazdır. Liderdir. Hissettiklerini asla belli etmez ve biraz da gizemli bir kadındır. Tıpkı Slughornlar gibi kendi ailesi de Karanlık taraftan gelmedir. Buna rağmen Slughornları biraz basit bulduğunu söyleyebiliriz.

Örnek Rp:
Gökyüzündeki uzun beyaz bulutlardan parçalanan ışıklar ortamı ışıtan tek şeydi. Müritlerinin en önündeydi, yanında Willow vardı. Sarp kayalıkların üstünde olup panaromaya bakmak müthiş bir duyguydu. Gözlerinden ateşler saçılıyor, gözlerine intikam ve öfke perdesi iniyordu. Zehir gibi süzülüyordu düşünceler beyninde. Sonunda beklediği olay gerçekleşecekti, Beauxbatons’u basacaklardı. Ve güzel kraliçe Ruth’u tahtından ve canından edeceklerdi. Küstah bir bakışla müritlerini süzdü, hepsi de çok iyi büyücülerdi-cadılardı. O hanım evlatlarının canlarına okuyacaklardı. Kırmızı dudaklarında muzaffer bir eda belirdi. Esen rüzgâr yüzüne çarpıyordu, bundan hoşnuttu. Emindi ki bu işi güzelce başarırlarsa tüm büyücü dünyasına kesin ve net olarak damgalarını vuracaklardı. Sanglanuit saldırısı sonrası gelecek bir Beauxbatons saldırısı gözlerini korkutacaktı. Durmstrang ve Hogwarts’ın. Bristow bundan epeyce memnundu. Zaten Agnessa ve diğerleri de bunları yaparken büyük keyif alıyorlardı. Kendisine bakan gözlerin arasında Willow’un mavimsi gözlerini buldu ve hareket emrini verdi. Görüntüsü, ufaldı, ufaldı ve kayboldu.

Bedeni bir gri bulut kümesinin içinden geçti. Gözlerini okulun taştan duvarlarından gezdirdi. Beauxbatons Sihir Akademisi… Devasa ve pürüzsüz mimarisi okulu muhteşem yapmaya yetmiyordu. Safkanların egemenliği ancak bir şeyi muhteşem ve cazip yapabilirdi. Biraz sonra yeşil ışıkların parlayacağı bu okuldan gelecek çığlık senfonisini dinlemek onun için bir zevk olacaktı. İçini çekti, Willow’a bir bakış fırlattı. Uzun senelerden beri tanışıyorlardı ve güvendiği yegâne kişilerden biriydi. Gülkurusu pembesi dudaklarından, siyah bir nehir gibi dökülecekti sözler… Bir katliamın bir vahşetin emrini verecekti. Ama önce sevgili kraliçe Ruth’a haber salmak gerekiyordu. Yanından gelen tanıdık sese “Tabii ki getirdim. Kraliçeye mükemmel bir mektup yazacağız.” Cüppesinin cebinden çekip aldığı parşömen ve tüy kalemi yere yaydıktan sonra Willow’u bekledi. Çocuğun tekini gebertiyordu. “Kendini ne zannediyorsalar, aptal çocuklar.” Diye fısıldadı. Biraz önce önüne heykel gibi devrilen kızın kanı etrafa yayılmıştı. Will bembeyaz tüy kalemi kemikli parmaklarının arasına alıp al renkli kana buladı. Sonra Agnessa’nın eline tutuşturdu. Güzel Fransızcasıyla yazacağı şeyi tekrarladı. Daha sonra kaleminin ucundan damlayan kanla yazmaya başladı. "Beauxbatons düşüyor. Kıymetli okulun elinden kayıp gidiyor." Yazıyı bitirdiğinde parmaklarına bulaşan kanı kenardaki ölünün cübbesiyle sıyırdı. Eh, malum bozuk kanlılardan tekinin kanı olabilirdi. Sadece ve sadece Safkanlar için çalışmış değerli ellerine bir kanıbozuğun kanının nüfuz etmesini istemezdi. Kan kuruduktan sonra rulo haline getirdi, bir kurdeleyle bağladıktan sonra kenarda akbabaya benzer çirkin bir baykuşun ayağına bağladı. Şimdi sırada katliamı başlatmak vardı, elması kanlı elmasa dönüştürmenin zamanıydı.

Derin bir nefes aldı ve uzun süreden beri istediği gerçekleşiyordu. Muzaffer bir komutan edasıyla askerine kapıyı kırma emrini verdi. Koca kapının kırılmasıyla bir ses kasırgası olmuştu. Şaşkın öğrenciler yerlerinde kalakalmışlardı. Siyah kukuletasını başına geçirdi ve “Eğlence başlasın.” Diye haykırdı. Ardından atılan çığlıklar durmak bilmeyen ayak sesleri. Küçükler çığlık çığlığa kaçışırken büyükler ve bazı profesörler düelloya kalkışmıştı. Kendine doğrultulan asayı tutan titrek ellere baktı. Evet, şimdi korkusundan tirtir titreyen ellerin sahibini tanıyordu. Monseur Jean Baptiste Graullé. Titrek sesiyle “Seni öldüreceğim Agnessa. Tanrı şahidim o-“ Cümlesini tamamlamadan Agnessa’nın asasından çıkan yeşil ışık onu tam kalbinden vurmuştu. O ise daha teni soğumamış cesedi sert bir tekmeyle kenara itti. Çizmesine bulaşan kan sanki mührü gibi saf mermerlerde bir iz bırakıyordu. Donuk gözleri insanın içini kaskatı kesecek derecede bakıyordu. Koskoca koridorda yanında kalan müritlerini de diğer yanlara savdıktan sonra şu meşhur Kristal Salon’a girdi. Ve manzara… Toz mavisi rengindeki cüppeler kana bulanmıştı. Sahiplerinin kefeniydiler. Lanet kullanarak öldürülenler çok sayıdaydı. Cesetlerin üzerinden geçerek – ki zaman zaman ezerek – salonun konuşma kürsüsüne çıktı. Dirseğini başının desteği yaptı etrafını umursamaz gözlerle süzdü. Evet, buradaki öğrencilerin tamamı öldürülmüştü. Phenomore sevgili öğrencilerinin ölülerini görünce acaba ne yapacaktı? Küçük bir kız çocuğu gibi kar beyazı mendilini çıkarıp incilerini mi dökecekti?

Kendi bölümündeki tüm işler bitmişti, 1–2 zıpçıktıyı ise kara büyücüler hemen bastırıyorlardı. Taze ölülerin kan kokusu tüm okulu sarmıştı. O kokuyu derince içine çekti. “Magnifique!” Adeta müptelası olduğu kan kokusunun o görünmez sarmalından kendini çekip, sıyırmıştı. Saçlarıyla beraber dalgalanan siyah pelerini sanki onu başka bir diyardan fırlamış gibi gösteriyordu. Gözleri tehditkârdı. Nerde kalmıştı Ruth? Yoksa korkup kaçmış mıydı? Canı okulundan daha mı tatlı gelmişti? Kristal Salonun kürsüsünde beyninden geçenleri sıraya koymak imkânsızdı. Diliyle kurumuş dudaklarını ıslattı. Ne kadar sıkıcıydı! İşlerini bitirmenin rahatlığı bile ona batıyordu. Birden gelen yüksek ölçe sesiyle irkildi. Güneş ışığının cam duvarlardan yansıyıp kırılmasıyla oluşan ışık siluete vurdu. Narin bir vücuttu. Gözleri bitkin ve hüzünlü bakıyordu. Bu o’ydu. Beauxbatons Müdiresi Ruth Phenomore. Hızlıca Ruth kendisini görmeden tam onun arkasına ışınlandı. Koptu kopacak kadar ince kolunu sıkıca kavradı, kendine çekti. Tam merdivenlerde yakalamıştı onu, Ruth bir an dengesini kaybetti ve yere düştü. Kafasını taşlardan tekine vurmuştu. Kalkmaya çabalıyordu, Agnessa onu hızlıca yerden kaldırdı ve yüzünü kendi yüzüne çevirdi.

İlk defa bir bireyin yüzündeki rengin ve şeklin bu kadar çabuk değiştiğini gördü. Ruth korkudan bembeyaz kesilmişti, ellerini titriyor ve zor yutkunuyordu. Gözlerinin feri gitmiş gibiydi. Kendini göstermek için Ruth’a ufak bir tokat attı. Bu darbeyle sarhoş gibi sallandı. Ama gözleri açılmıştı. Gözbebekleri korkudan küçülmüştü, tıpkı bir fareye benziyordu. Burnunu her şeye sokan havalı bir farenin kapana kısılması gibi bir vaziyetteydi. Elleri titriyordu. Agnessa’nın gözlerindeki ateş onu felç etmiş gibiydi, elleriyle kenardaki masaya dayanmasa yere yığılıp kalacaktı. Gözlerini Agnessa’dan ayırdığında birden gözleri fal taşı gibi açıldı. Diğer büyücüleri görmüş olmalıydı. Agnessa uzun ince parmaklarını Ruth’un bembeyaz kesilmiş pürüzsüz yüzünde gezdirdi ve “Beauxbatons Kraliçesi, bir bebek gibi ağlayacak mı?” dedi. Ardından parmaklarıyla yüzü iterek bir iki adım uzaklaştı ondan. Belleğinde tüm kötü anılarını biriktirdi, biriktirdi, biriktirdi. Aniden arkasını döndü ve uzun asasını müdireye doğrulttu ve sonunda siyah bir nehir gibi döküldü kelime dudaklarından ;“Creatus!” . Sesi tüm salonda dalga dalga yayılırken sanki ağır çekimde akıyordu her şey. Asasının ucundan çıkan ışık ilerledi, bir hızla Ruth’u vurdu. Ruth deliye dönmüştü. Yere yığılmıştı ve kıvranıyordu. “Öldür beni! Öldür beni!” diyen tiz sesi Beauxbatons’un tamamında yankılanıyordu. Herkes Agnessa ve Ruth’u izliyordu. Ruth’un isteğine kahkahalarla gülen Agnessa’nın yüzünde kimsenin bu zamana kadar görmediği bir zevk bir acı verme ve bir vahşet maskesi vardı. Ruth Phenomore sonunda delirmişti. Willow’a baktı ve ikisi beraber söylediler “Avada Kedavra!” asalarının ucundan çıkan yeşil ışık delirmiş zavallı Ruth’a derin bir darbe indirdi. Ebedi uykusuna doğru yol aldı ruhu bedenini burada bırakarak. Ve sonunda Beauxbatons Kraliçesi Ruth Phenomore ölmüştü…

Her ne kadar öldürme olaylarına karışan kara büyücüler bile bu olayın karşısında şaşakalmışlardı. Kristal Salon’a sessizlik hâkimdi. Bu sessizliği yaran tek şey otoriter bir ses olmuştu. “ Safkanların gücü yakında tüm kanı bozukların kökünü kurutacak! İşte ispatı! “ diyerek Ruth’un cansız bedenini belirtti, işaret parmağıyla. Ardından ikinci ses duyuldu. “Toparlanın, gidiyoruz.”

Agnessa Hurpra, öldürdüğü Ruth Phenomore’e bir kez daha baktı. Cansız bedeninin sadece gözleri açıktı, sanki hayata tutunmak ister gibi, bir yere tutunmak ister gibi kolu asılı kalmıştı. Sonrası boşluktu…



En son Claudia Wasseliné tarafından Perş. Ekim 02, 2008 10:07 am tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi
avatar
Nicholas N. Slughorn
Slytherin 2. Sınıf Öğrencisi

Kadın Mesaj Sayısı : 5
Yaş : 23
Nerden : Ankara
Kayıt tarihi : 30/09/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Nicholas N. Slughorn

Mesaj  Wolfgang Quirius Lecter Bir Perş. Ekim 02, 2008 10:23 am

Kabul edildi.
avatar
Wolfgang Quirius Lecter
Hogwarts Profesörü
Hogwarts Profesörü

Kadın Mesaj Sayısı : 12
Yaş : 30
Nerden : Ankara
Kayıt tarihi : 26/09/08

Kullanıcı profilini gör http://hogwarts.hypeforum.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz