Mary Jane Whittingham

Aşağa gitmek

Mary Jane Whittingham

Mesaj  Mary Jane Whittingham Bir C.tesi Eyl. 27, 2008 11:28 pm

Karakterin;

Adı Soyadı: Mary Jane (MJ denmesinden nefret eder, bunu diyebilecek cesareti sadece ikizi gösterir.) Whittingham

Doğum Tarihi [Gün/Ay/Yıl]: 11 Eylül 2115

Binası: Slytherin

Kanı: Safkan

Fiziksel Özellikleri:
___

[Winona Ryder] Zarif bir yapısı vardır Mary'nin. Ve kırılgan birisi olmasa da öyle gözükecek kadar incedir. Simsiyah saçları sürekli bembeyaz olan yüzü ve vücuduyla oldukça iyi oranlanmıştır. Gözleri genelde bezgin ve hoşnutsuz bakar, gri-siyah arasındadır. Bakışlarının etkileyiciliğini de pekiştirir bu ton. Boyu normalden biraz daha kısadır ki ikiziyle arasındaki en belirgin fark budur.

Kişisel Özellikleri: Mary inatçı ve sabit fikirli bir insandır. Bu aldığı kararları sonuna kadar uygulamasına yardımcı olurken insanları çoğu zaman bezdirir. Kendi doğrularından asla vazgeçmez, karşısındakinden bekler özveriyi. Bu da bencil olduğunun kanıtıdır. Sanki ağzından çıkan her laf ve bütün fikirleri doğruymuş havası verir ve bu zayıf karakterli insanları kandırabilmesindeki en büyük etkendir. Yetişkin gibi davranmaya bayılır. Bir insan olduğunu sanan köpekler gibi asla yaşını kabul etmez ve ikizinden de biraz olgun davranmasını bekler. Genelde kavgalarının nedeni ikizini belli bir kalıba sokma isteğidir. İkisi de özgürlüklerine düşkün oldukları için birbirlerine söz geçiremezler. Aslında birbirlerini tamamladıklarının da farkında değillerdir. Mary sinirlendiğinde ise tıpkı yırtıcı bir hayvan gibi saldırıya hazır duruma geçer. Genelde içindeki heyecanı bastırabilirken böyle durumlarda pek mümkün değildir. Hırsına ve sinirine yenik düşer. Kendinden geçtiği de söylenebilir. Yetiştiriliş biçimi ona safkan insanlara saygı duymasını öğretmiştir ama buna karşın zeki ve ona göre bir şeyler başarabilmiş insanlara daha çok saygı duyar. Birini değerlendirirken de bu özelliklerini ön planda tutar. Ama kendi alanında başarılı olan insanları pek sevdiği söylenemez. Gene de onların başarısı Mary'i daha fazla tetikler, hırs böyle zamanlarda tüm benliğini ele geçirir. Safkan olmayandan çok sevmediği bir şey varsa o da safkan ama iyi yetiştirilmemiş kişilerdir. Titizdir, her şeyi ince eler sık dokur. Zor beğenir yani. Beğendiğinde de pek belli etmeyen, edemeyen biridir. Temizlikten hoşlanır ama hastalık derecesinde değildir. Abartıyı sevmez. Aslında ikizine çok bağlıdır. Sürekli didişseler de anne ve babasının çok kez denedikleri "ikizleri birbirinden bir süre ayırma" süreçleri çok daha dertli geçer. Bu yüzden artık ikisini de kendi hallerine bırakmışlardır ve ikisi de bu hallerinden çok daha memnundur. Her ne kadar sürekli Oz'dan bıktığını söylese de bir gün onun öleceği fikri onu en çok korkutan şeydir. Bunun dışında belirgin bir şekilde korktuğu şeyler yoktur, genelde sevmediği şeyler onu tiksindirir.

Aile Geçmişi:

Dedikodu denince akla gelen ailelerin başında yer alır Whittingham ailesi. Aslında büyü dünyasına olan katkıları da göz ardı edilemez ama şaşalı hayatlarıyla ilgili çıkan haberlerin yanında her zaman sönük kalır bu haberler. Eğlenceye, şana ve şöhrete düşkünlükleriyle bilinirler tabii bu demek değildir ki her bireyi öyledir... Melezlerdir ama çoğu aile onları safkan zanneder, daha doğrusu kurcalamak istemezler çünkü basın dünyasındaki haberleri bir yana o dünyada bir çok müttefikleri bulunur. Bulaşılması tavsiye edilen ailelerden değildir.

Mary Jane ve Franklin Oz Whittingham 11 Eylül 2115'de Londra'daki Whittingham Malikanesinde doğmuşlardır. Babaları Sihir Bakanlığı'nda çalışmaktadır, anneleri ise egzotik bitkiler satan bir dükkan işletmektedir. Ama babasının aksine fazla boş zamanı vardır ve iş günlerinin çoğunu dükkanda değil de dışarıda gezerek, araştırma yaparak geçirir. İkizlerle genelde hizmetçiler ve büyükanneleri ilgilenir. Ailenin belli bir tarafı olmasa da Gryffindor'da okuyan nadir kişilerden biridir Franklin ve Mary Jane de Slytherin'de okuyan nadir Whittingham kızlarından biridir.

Örnek Rp:
İngiltere...Buraya gelmelerinin sebebi bir ölüm olmasa gelişleri onu tam olarak mutlu edecekti. Ama başladığı her yeni iş ve gidilen yeni yerler onu heyecanlanmaktan alıkoyamamıştı asla. Hem olaya Wendy kadar dramatik bakmıyordu. Sonuçta Hogwarts da en az geldikleri okul kadar güzeldi. Zaten Dorothée asla Beauxbatons'ın "nazik" tavırlarına alışamamıştı. En azından İngilizler Fransızlara göre daha normal insanlardı. Ama muggle'larından fazla hoşlandığı söylenemezdi. Garip bir yanları mı vardı her geçen bön bön bakıyordu?! Hiç mi ikiz görmemişlerdi? Aslında kızın anlayamadığı gariplik ikiz olmalarından çok taşıdıkları kafesler ve giydikleri kıyafetler olmalıydı. Kızgınlıkla birkaç muggle'a göz attıktan sonra buradan bir an önce kurtulmak istercesine hızlı yürümeye başladı. Bu sırada duyduğu "Yavaşla biraz Jose." sesi onu pek de memnun etmemişti. Bu yüzden sevgili ikizine "Bir şey mi dedin Jud?" dedi umursamayan bir ifadeyle. Ah, evet yüzündeki ifadeyi tül yüzünden göremese de tahmin edebiliyordu. Ama onun sinirlenmelerine o kadar alışkındı ki bunu da umursadığı söylenemezdi. Bu sırada kızın bir cenazedeymiş havası veren hareketlerine bakıp sırıtmamak için kendisini zor tuttu. Kimi zaman gülünç, kimi zaman da can sıkıcı olurdu Wendy'nin davranışları. Ama birbirlerini ancak bu şekilde mükemmel olarak tamamlayabiliyorlardı. "Yavaşlamanı söyledim. Bu muggle istasyonu gereğinden fazla sıcak ve havasız, her an bayılabilirim." Gözlerini devirdi. Güneşten korunmak için taktığı o şapka olmasa daha rahat nefes alırdı. Her zamanki gibi kendini tutamayıp "Muggle istasyonun berbat olduğu doğru ama şapkanı çıkarırsan daha rahat nefes alabileceğini biliyorsun Jud." dedi. Ama ne söylese Wendy'nin o inanılmaz derecede sağlam inadını kıramayacağını biliyordu. "Şapkam blablablabla..." laflarını da o yüzden dinlemedi zaten. Eğer kızla yaşadığı zaman boyunca bütün laflarını dinleyecek olsa delirirdi herhalde. O kadar çok konuşuyordu ki! Kızı dinlemek yerine çevreye göz atmaya başladı. Amma çok yol yürümüşlerdi! Narin bacaklarının daha fazla yol katadebileceğini sanmıyordu kız.

Bu sırada anneleri olan sarışın cadı 9 ve 10 numaralı peronun önünde durmuş, iki kıza bakıyordu. Kızlar da annelerine...Şu anda yanında duran ikizinin ne düşündüğünü bildiğine adı gibi emindi. Merakla annelerine bakarken iki kızın birazdan homurdanacağını bilen kadın hemen konuşmaya başladı. Bu sırada Dorothée farkında olmadan asasını eline alıp, bir sonraki davranışlarının ne olacağına karar vermeye çalışıyordu. Bu yüzden annesinin "Buradan geçerek 9 ¾ numaralı perona gireceğiz. Kaldır o asanı Dorothée, etrafımızda hala muggle’lar var ve ona ihtiyacın yok." sözü hoşuna gitmedi. Ama kadın konuşmaya devam ettiği için sadece somurttu ve o da ikizi kadar dikkatle dinledi. Hiç bir şeyden geri kalmak istemiyordu. "Çok basit. Sadece duvara doğru ilerleyin, içinden geçerek perona gireceksiniz. Perona ulaştığınızda beni bekleyin." Dorothée kadını daha fazla dinlemeden öne doğru atılıp duvardan geçti. O anda aklında ne görünmemesi gereken muggle'lar vardı ne de onu azarlayan annesi. Arkasından gelen ikizine yer açmak için hemen yana çekildi ve sonra kafasını kaldırıp karşısındaki trene baktı. Dumanlar içinde oldukça ilgi çekici gözüktü gözüne. Elindeki eşyaları bir anda bırakıp bir süre daha treni ve çevresindekileri izledi. Daha doğrusu süzdü. Bu sırada annesinin sesi hem kendisini hem de ikizini kendine getirdi. "Sonunda... Birkaç dakikanız var henüz. Unutmayın, birinci sınıfları çağırdıklarında siz de onlara katılacaksınız ve hangi binaya gireceğinizin belirlenmesi için seçim yapılacak. Tabii ben sizin hangi binaya gireceğinizi biliyorum." Diyen kadını duyunca içindeki şüpheler tekrar alevlendi. Aslında şu ana kadar hiç bu kadar güçlü olmamıştı ama seçim yaklaştıkça bu duyguyu daha gerçekçi olarak hissetmeye başlamıştı. İkizinin bu konudaki rahatlığına şaşıp şaşıp kalıyordu zaten. Eğer bu konuda bir şüphesi olsaydı hemen anlardı, diğerlerinin aksine ikizinin duygularını anlamanın çok kolay olduğunu düşünürdü.

Aklındaki bütün bu düşüncelerle annesiyle uyduruk bir vedalaşmadan sonra arkadan onları takip eden eşyalarla trene doğru ilerledi. Ama düşünceleri hiçte iç açıcı olmayan bir sesle kesildi. "Güzel şapka bücür." "Ne ne ne?!" gibi saçma bir tepkiyle öne doğru atıldı. Ama her zamanki gibi sevgili ikizi onu tutmuştu. Çocuğun yaşı veya boyu onu ilgilendirmiyordu. Kendisine ve ikizine yönelik tüm sataşmalardan nefret ederdi ve bu konuda kimse onu durduramazdı. İkizi dışında. Sinirle ona kaçamak bir bakış attıktan sonra tekrar öne doğru atıldı ama çocuk çoktan gülerek trene binip ortadan yok olmuştu bile. Homurdanarak eşyalarını trendeki görevliye teslim ederlerken bu sefer umursamama sırası Wendy'deydi.

Eşyalardan kurtulduktan sonra sıra boş bir kompartıman bulmaktaydı. Dorothée bunun için saçma bir çabaya girmeye pek fazla hevesli değildi. Bu yüzden içeride iki kişi olsa da girdikleri 3. kompartımana Wendy'ye bir şey söylemeden daldı. Yaz dedikodularını birbirleriyle paylaşan kızlarla mümkün olduğunda uzak oturdu, ikizi de karşısına...Bir süre sonra konuşmaları o kadar saçma ve dayanılmaz olmuştu ki Dorothée kafasını cama çevirip onları duymamaya çalıştı. Arada bakıştıkları ikizinin de bir an önce burdan kurtulmak istediği apaçık belliydi. Ama kız Fransızca konuşmaya başladığında sinirle "Burası İngiltere Wendy!" dedi sertçe. Kızın neden Fransızca konuştuğunu bir türlü anlayamıyordu. Tamam, Fransızca konuşmaya alışmışlardı ama anneleriyle de her an İngilizce konuşuyorlardı. Alışkanlıklarından vazgeçemiyordu ama sevgili ikizi bir türlü! Bu sırada içeriye dalan Gryffindor'lu iki kız (Miranda Warewic ve Kimberley Billingham) ve içeride dedikodu yapan kızlar şaşkınlıkla iki kıza baktı. Dorothée *Ne bakıyorsunuz!* anlamına gelen bakışlar attığındaysa herkes kendi haline dönmüştü. Wendy de sinirle ikizine baktıktan sonra ilk kez bir şey söylememişti. Ama bu küslük hali fazla uzun sürmedi, bir süre sonra hava kararmaya başlamıştı ve iki kız gene okul hakkında birkaç laf edip sustular.

Uyarı aldıklarında hızla üstlerine cüppelerini geçirip birinci sınıfları takip ederen trenden indiler. Gördükleri iri adam karşısında ikisinin de yüzleri asıldı. Ne biçim bir okula gelmişlerdi?! Devleştirme iksiri gibi bişiy içmiş olan adama fazla yaklaşmayarak ilerlemeye başladılar. Su birikintisine yaklaşıp kayıkların önünde durduklarında şaşkınlıkla bakakaldı. Annesi kayıkla okula gideceklerinden bahsetmemişti. Hem diğer öğrenciler neredeydi, ne de bu kadar az öğrenci ve kayık vardı? Gene de ağzını açmadan kayığa bindi, üç kişilik olan kayığa ikizden sonra sarışın bir kız binmişti. Sevecen bakışlı kıza bir kez bile bakmayarak yolculuk boyunca fısır fısır konuşmuşlardı. Wendy hala Fransızca konuşmakta ısrarcıydı, Dorothée ise acil durumlar dışında bu fikiri onaylamıyordu. İleride kayıktaki dev adam "Çocuklar! İşte karşınızda Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu!" dediğinde konuşmasını kesip, kafasını kaldırıp okula baktı. Hiçte fena gözükmüyordu. Eski okulları kadar ince olmasa da güzel bir yere benziyordu. "Merhaba Hogwarts!" diye mırıldandı Fransızca. İkizi de söylediklerini duyunca sırıttı. O da artık Dorothée kadar olumlu bakabiliyordu galiba Hogwarts'a. Ve Dorothée de annesinin okulu beğeneceklerine nasıl bu kadar emin olabildiğini anlamıştı.

Mary Jane Whittingham
Slytherin 3. Sınıf Öğrencisi

Kadın Mesaj Sayısı : 1
Yaş : 24
Nerden : Mersin
Kayıt tarihi : 27/09/08

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Mary Jane Whittingham

Mesaj  Wolfgang Quirius Lecter Bir C.tesi Eyl. 27, 2008 11:50 pm

Kabul edildi.
avatar
Wolfgang Quirius Lecter
Hogwarts Profesörü
Hogwarts Profesörü

Kadın Mesaj Sayısı : 12
Yaş : 30
Nerden : Ankara
Kayıt tarihi : 26/09/08

Kullanıcı profilini gör http://hogwarts.hypeforum.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz